Fakültemiz tarafından düzenlenen “Siyasi ve Mezhebî Dengeler Açısından Ortadoğu" isimli panel 15 Aralık 2015 tarihinde Turgut Özal İş Merkezi Belediye Konferans Salonunda gerçekleştirilmiştir. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Azimli moderatörlüğünde gerçekleşen panele, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki İşcan, “Radikal Dini Grupların İdeolojik Zırhı Olarak Selefîlik”; Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SDE Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin, “Ortadoğu’da Devlet Dışı Aktörler”; Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Hakyemez ise “Ortadoğu’da Mezhep Dengeleri” başlıklı bildirileriyle katılmışlardır.Panel Dekan vekilimiz Prof. Dr. Şaban Haklı’nın konunun önemini vurgulayan açılış konuşmasıyla başlamış ve ardından moderatörlük görevini üstlenen Prof. Dr. Mehmet Azimli panelin açılışını yapmıştır.
Panelin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Zeki İşcan, İslamî
olduklarını iddia ederek terör grupları oluşturanların, aileleri tarafından da
engellenmeye çalışılmasına rağmen önlerinin alınamadığını, çocuklarının
radikalleşip Selefi anlayışa kurban olmaması için çaba sarf eden ailelerin
çabalarının boşa çıktığını dile getirdi. İşid'e katılan gençlerin hemen
hepsinin Müslüman geleneği ile yetişmediğini, dinî hiç bir değere sahip
olmaksızın yaşayan gençlerin aniden Selefilik içerisinde kendilerini
bulduklarını, bu duruma ise kimlik bulma arayışı ile sürüklendiklerini
vurguladı. "Radikal bir isyanın İslamlaşmasından söz edilebilir."
diyerek konuyu özetleyen İşcan, bu tür gurupların çıkışlarını her zaman dine
dayandırmanın doğru olmadığını ifade etti. Etnik realitelerin meşrulaştırılması
için dinin kullanıldığını ve ikinci etken olarak dini öne sürdüklerinin altını
çizdi.
Panelin ikinci
konuşmacısı Doç. Dr. Mehmet Şahin ise, Ortadoğu'da devlet yapısı kalmamasıyla
birlikte devlet dışı güçlerin ortaya çıktığını vurgulayarak "Ortadoğu
devlet dışı terör aktörlerinin cehennemine dönüştü. Arap Baharı adı verilen
hareket sünnî bir kabarmaydı. Seçimlerde Müslüman yapıların demokratik yollarla
iş başına gelmesi, Batı’yı korkuttu. Gelinen nokta da, Batı’nın Ortadoğu'da
demokratikleşmeyi hazmetmeye hazır olmadığının ispatıdır." dedi.
İsrail'in
siyasal İslam denizinin ortasında kalmasından korkan Batının, aynı uygulamaları
Cezayir seçimlerinde 250'den fazla insanı öldürerek, Türkiye'de 28 Şubat'ı
yaşatarak, Filistin seçimlerini kanlı katliamlarla bastırarak
gerçekleştirdiğini anlatan Şahin, Batı’nın İslam dünyası içerisinden
örnek olacak bir model çıkmasını istemediklerini, son iki yılda Türkiye'de
yaşananların altında da Türkiye'nin önemli bir model olarak kabul ediliyor
olması yattığını ifade etti.
"İşid, Batı’nın Ortadoğu üzerine üçüncü kez kusmasıdır.
Birincisini haçlı seferleriyle, ikincisini de Yahudi yerleşimcilerini bölgeye
yerleştirerek yaptılar." diyen Şahin, Batı’nın kendi içerisinde tahammül
edemediği unsurların tümünü İşid adıyla bölgeye gönderip, Türkiye'nin bunlarla
mücadele etmesini ve başına bela olmasını istediklerini vurguladı.
Panelin son
konuşmacısı Prof. Dr. Cemil Hakyemez ise, İslam’ın bir ideolojiye
indirgenmesine ve dolayısıyla radikalize olmasına yol açacak enstrümanları
içerisinde barındıran en güçlü dini yapılar, Şiîlik ve Selefilik olduğunu
vurguladı. Hicaz’ın Osmanlı Devleti’nden kopartılmasında önemli rol üstlenen
Vehhabî selefiliği, uzun bir süre sonra özellikle Afgan cihadında Ruslara karşı
verilen askeri mücadelede ciddi bir başarı sağlamıştı. Bu başarısı Selefiliği,
sonraki aşamalar için kullanılmak üzere hazır kıta bekletilen askeri, siyasi ve
dini bir araç haline getirmiştir.
ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’ı işgal ederek ülkenin yönetimini Şiîlere teslim etmesi, hem ideolojik Şiîliği hem de karşıt grup olan Selefiliği güçlendirmek için yapılan bilinçli bir hareket olduğunu dile getirdi.